Her çağda, her dönemde ve her coğrafyada mutlaka yalakalık- dalkavukluk yapılmış ve yalakalar türemiştir. Yalakalık: kendi beceri ve kabiliyetleri sınırlı, az veya hiç olmayanların haketmedikleri bir yerlere gelmek, birşeyler elde etmek veya ulaştıkları yerde tutunabilmek için göstermiş oldukları abartılı davranış serisi olarak tanımlanabilir. Yalakalık her meslek grubuna göre davranış değişiklikleri sergiler. Nasıl her canlı kendi yaşam ortamını bulunca çoğalırsa, yalakalık ve yalakalar da bu iş prim yaptığı sürece artacaktır.
Yalakalık kimlere yapılır? Herhalde sokaktaki dilenciye, seyyar satıcıya yapılmaz. Güce yapılır, güce! Bu güç nedir? Para gücü, makam gücü, mevki gücü, v.s. Eğer bunlardan birine sahip değilseniz, size kim yalakalık yapar? Onun için rahat olun. Eğer, bu güçlerden birine sahipseniz, koruyun kendinizi koruyabilirseniz. Belki de bir müddet sonra bu ortama alışıp, çevreniz tamamen yalakalarla dolacak...
Basın yayın organlarımızdaki birçok yazı ve görsel faaliyetlerin, yalakalık ve dalkavukluk üzerine oturtulmuş olduğunu görmekteyiz. Tabii, perde arkasını bilmediğimiz için, bunların arkasında, ne tür menfaat bağlantıları var bilemiyoruz. Bunun sonucunda, O yalakalar, görevini kusursuz olarak yapma rahatlığını buluyor ve faaliyetlerini sürdürüyorlar.
Bu yalaka tipler, aynı zamanda ağdalı kelime ve cümleleri çok iyi kullanırlar. ‘’Zati aliniz’’ diye başlayıp, cümleyi öyle bitirirler ki, siyahı beyaz, beyazı siyah gösterebilecek kadar becerileri vardır. Bu becerileri sayesinde, ulaştıkları yerde kalabilmek için; çevresine ve üstlerine, aynı davranış biçimini arttırarak devam ederlerken; bu esnada sürekli menfaat çemberi kurulmuş olur. Elde ettikleri mevkiden, yedi sülalerine kadar, çıkar sağlayacak şekilde, faydalanma yöntemlerini geliştirirler. Tabii, kendisi bunu yaparken, onu oraya getirenleri unutmak olur mu? Onlarda aslan payını alırlar.
Tarihimizde, yalakalığa ve dalkavukluğa, kellesi pahasına da olsa karşı çıkmış şahirlerimiz ve yazarlarımız mevcuttur. Bunlardan İzmirli Şair Eşref’i, Ziya Paşa’yı, Neyzen Tevfik’i ve Nedim’i tanımıyanımız yoktur. Yakın tarihimizde bu şairlerimize ve yazarlarımıza hasret kaldık. Toplumu uyandıracak, dalkavuk ve yalakaları su yüzüne çıkaracak, toplumda tepkiyi yükseltecek kalemlere o kadar ihtiyacımız var ki...
Nasıl ki; bataklıklar kurutulmadıkça sivrisinekler bitmez. İnsanlar arasındaki, menfaat ilişkileri ve daha çok kazanmak, daha iyi yaşamak, haketmeden, emek sarfetmeden veya daha az emekle, gayretle bir yerlere ulaşma sevdası, insanoğlunda bitmediği sürece, bu meslekte ölmeyecektir.