Bu yazıyı 24 Temmuz'da yazmadım. Bilerek bekledim. Çünkü bazen yaşananlardan çok, yaşanmayanlar daha fazla şey anlatır. Belki birkaç gün içinde bir değerlendirme yapılır, belki bu sessizliği bozan bir açıklama gelir diye düşündüm. Ama üç gün geçti ve değişen hiçbir şey olmadı. İşte bu yüzden bugün yazıyorum.
Her yıl aynı yanlışı yapıyoruz. 10 Ocak ile 24 Temmuz'u birbirine karıştırıyoruz. Oysa bu iki günün anlamı tamamen farklıdır. 10 Ocak, çalışan gazetecilerin hak mücadelesinin simgesidir. Gazete patronlarının 212 Sayılı Basın İş Kanunu'na tepki olarak gazetelerini yayımlamama kararı aldığı dönemde gazetecilerin ortaya koyduğu direnişin tarihidir. Bir hak arayışıdır, bir mücadelenin sembolüdür. 24 Temmuz ise bambaşkadır. 24 Temmuz 1908, Türk basınında sansürün kaldırıldığı gündür. Gazeteler ilk kez sansür memurlarının denetiminden geçmeden yayımlanmıştır. İşte bu nedenle 24 Temmuz, gazetecilerin gerçek bayramıdır. Çünkü o gün sadece gazeteciler değil, halkın haber alma özgürlüğü de kazanmıştır.
Ne yazık ki bu yıl Karadeniz Ereğli'nde bu anlamlı gün neredeyse yok sayıldı. Yıllardır yapılan anma ve çelenk sunma geleneği gerçekleşmedi. İlçede faaliyet gösteren basın derneklerinin hiçbirinden tek satırlık bir açıklama dahi gelmedi. Gazetecilerin en anlamlı gününde, meslek örgütlerinin sessiz kalması düşündürücü olduğu kadar üzücüydü.
Kutlama mesajlarına baktığımızda ise tablo çok farklı değildi. Zonguldak Valisi Osman Hacıbektaşoğlu, Karadeniz Ereğli Kaymakamı Fatih Yılmaz, Karadeniz Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık, MÜSİAD Karadeniz Ereğli Şube Başkanı Kemal Gülbay ve ERDEMİR, 24 Temmuz'u yayımladıkları mesajlarla hatırlayanlar arasında yer aldı. Bu anlamlı günü unutmayanlara elbette teşekkür etmek gerekir. Ancak basın özgürlüğünün simgesi olan 24 Temmuz'un; kamu kurumları, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, odalar, sendikalar ve kentin diğer dinamikleri tarafından da aynı duyarlılıkla sahiplenilmesini beklemek, gazetecilerin en doğal hakkıdır.
Belki bazıları, "Ne var canım, bir kutlama mesajı eksik olmuş." diyebilir. Oysa mesele bir kutlama mesajı değildir. Mesele, basın özgürlüğünü simgeleyen bir güne verilen değerdir. Gazeteciler yılın 365 günü görev başındadır. Gece yarısı meydana gelen kazada da vardır, yangında da, selde de, mahkeme salonunda da, belediye meclisinde de...
Bayramda da çalışır, tatilde de. Toplumun yaşadığı her olayı kayıt altına alır, kamuoyunu bilgilendirir. Bazen alkışlanır, çoğu zaman eleştirilir ama görevini yapmaya devam eder. Çünkü gazetecilik yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda kamu adına yerine getirilen bir sorumluluktur.