Hasbeyler’de mesele beton değil, zihniyet
Bir köy düşünün, suyunun dibine beton santrali kurulmak isteniyor.Evet yanlış duymadınız, köylünün içme suyuna yaklaşık 20 metre mesafede bir tesis. Ve köylü ne diyor?
“İstemiyoruz.”
Aslında mesele bu kadar basit. Ama Türkiye’de hiçbir şey bu kadar basit ilerlemiyor. Çünkü burada tartıştığımız şey sadece bir beton santrali değil.Burada tartıştığımız şey bir anlayış. Hasbeyler’de yaşayan insanlar sadece yaşamlarını ve geçimlerini korumak istiyor. Endişeleri tamamen somut: su, toprak ve tarım.
Köylünün derdi net:
Suyum kirlenirse ben ne içeceğim Toprağım zarar görürse ben ne ekeceğim? Arım ölürse ben ne kazanacağım? Bu soruların cevabı yok. Ama buna rağmen iş makineleri sahaya giriyor. İşte tam burada mesele değişiyor.Bu artık bir yatırım konusu değil. Bu, “sana rağmen yapılır” meselesi.
Türkiye’de yıllardır aynı cümleyi duyuyoruz: “Yatırıma karşı mısınız?” Hayır, kimse yatırıma karşı değil.
Ama herkes şunu soruyor: Bu yatırım kimin için? Bedelini kim ödeyecek? Hasbeyler’de cevap çok net:Bedeli köylü ödeyecek. Kazanan? Belirsiz.Ve sahaya baktığınızda ortaya çıkan tablo daha da çarpıcı.Köylü var. İş makineleri var. Ama siyaset Neredeyse yok.
Bu süreçte açık şekilde tepki koyan tek isim, Ertuğrul oldu. Ertuğrul’un mesajı net:“İçme suyu kaynaklarının yanı başında böyle bir tesisin kurulması kabul edilemez. Bu sadece çevre meselesi değil, halk sağlığı meselesidir.”
Şimdi dönüp sormak gerekiyor: Diğerleri nerede? Aynı bölgeden oy isteyenler. Aynı köylerden destek alanlar. Bu insanlar konuşurken neden susuyor? İhtiyaçtan doğan bir zorunluluk değil bu. Bu, tercih. Ama o tercihin içinde köylü yok.
Bir ülkenin kalkınması sadece beton dökerek olmaz. Bazen bir köyün suyunu korumak, bir fabrikanın temelini atmaktan daha değerlidir. Çünkü su yoksa hayat yok. Bu kadar basit.
Hasbeyler’de insanlar bağırıyor: “Yaptırmayacağız.” Bu bir tehdit değil.Bu bir çaresizlik cümlesi. Ve şunu kabul edelim: İnsan çaresiz kalmadan böyle konuşmaz.Bugün o köyde olan bitene uzaktan bakıp “küçük bir mesele” diyebilirsiniz. Ama yarın şehirde musluğu açtığınızda suyun tadı değişirse, işte o gün bu köyleri hatırlarsınız. Mesele beton değil.
Mesele şu:
Bu ülkede bir şey yapılırken, o yerde yaşayan insanın söz hakkı var mı, yok mu?Hasbeyler bu sorunun cevabını arıyor. Ve belki de en kritik soru şu:
Konuşan bir kişi mi sorun, yoksa susanlar mı?